ZULÜM

Posted on Mart 21st, 2008 in Dini Bilgiler

Herhangi bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak, ziya, ışık ile nurun aksi. Dinî anlamdaki manası ise, hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsızlık yapmak, hadda aşmak söz ve fiilde aşın gitmek demektir.

Zulüm, arapça bir kelimedir. “Zale-me” fiilının masdardır. Aynı kökten türemiÅŸ bir isim olarak da kullanılır. Aslı zulm olup Türkçe’de zulüm diye kullanılır. ÇoÄŸulu zulümattır.

Kelime olarak zulüm, azgınlık, gadr, karanlık, azab ve ezâ ile eş anlamlıdır. Zıddı ise, nur, aydınlık ve adalettir.

Kur’ân’ın üzerinde en çok durduÄŸu kavramlardan biri şüphesiz zulümdür. Aynı kökden gelen kelimelerle birlikte, Kur’ân’da üç yüz’e yakın yerde geçmektedir.

Alimler zulmü üç kısım halinde incelemişlerdir:

1- Insanın Allah’a karşı iÅŸlediÄŸi zulüm, ÅŸirk ve küfürdür. “Imân edip de imânlarına zulüm karıştırmayanlar (var ya) iÅŸte korkudan emin olmak için onların hakkıdır ve doÄŸru yolu bulanlar da onlardır” (el-En’âm, 6/82) âyeti inince, bu âyetin ifâde ettiÄŸi, imâna zulüm karıştırma meselesi ashabın nefsine ağır geldi ve, “Hangimiz nefiÅŸlerine zulmetmez?” dediler: Bunun üzerine Yüce Allah: “Şüphesiz ki, ÅŸirk büyük bir zulümdür” (Lokman, 31/13) âyetini indirdi. Böylece yakandaki âyette söz konusu olan zulüm kelimesinden ÅŸirk kastedildiÄŸi anlaşılmıştır (Ibn Kesîr, Tefsiru’r-Kur’anı’l-Azîm, Beyrut 1969, II,153).

Âyetteki “Åžirk büyük bir zulümdür” ifadesi ile de, ÅŸirk’e düşen insanların hikmet ve akıl yönünden ne kadar zavallı olduklarına ve ahmaklık içinde bulunduklarına iÅŸaret edilerek ÅŸirkin çirkinliÄŸi dile getirilmiÅŸtir (Muhammed Ali es-Sabunî, Safvetu’t-Tefâsîr, Istanbul, 1987, II, 491).

Yüce Allah’ın varlığını, birliÄŸini inkâr etmek zulüm olduÄŸu gibi, imân esaslarından herhangi birini inkar etmek de zulüm ve küfürdür. Bütün bu hususlarda ilgili çeÅŸitli âyetler vardır:

“Onlardan her kim, (Allah’ın ilâhlığını inkâr ederek) “Ilâh o deÄŸil, benim!” derse, biz onu cehennemle cezalandırırız. IÅŸte biz, zalimlere böyle ceza veririz!” (el-Enbiyâ, 21/29).

Bu âyette, Yüce Allah’ın ilâhlığını inkâr ederek, ilâhlık iddiasında bulunanların durumu dile getirilmiÅŸtir. Nemrûd’un Allah’ın varlığını inkâr etmenin neticesinde, düştüğü küfür ve zulmünü haber veren bir âyetin meâli de şöyledir:

“Âllah; kendisine hükümdarlık verdi diye (şımararak) Rabbi hakkında Ibrâhim’le tartışanı görmedin mi? IÅŸte o zaman Ibrâhim, Rabbim dirilten, yaÅŸatan ve öldürendir” deyince, “Ben de yaÅŸatır ve öldürürüm”dedi. Bunun üzerine Ibrâhim, Bil ki Allah güneÅŸi doÄŸudan getirir, sen de onu batıdan getir” dedi. Inkâr eden o adam ÅŸaşırıp kaldı (söyleyecek söz bulamadı, dili tutuldu). Allah, zalım kimseleri doÄŸru yola iletmez” (el-Bakara, 2/258).

IsrâiloÄŸullarının, Musa (a.s)’ın sözünü dinlemeyerek buzağıya tapmalarının zulüm olduÄŸu hususunda da, Yüce Allah şöyle buyurmuÅŸtur:

“Musa ile kırk gece için sözleÅŸmiÅŸtik, sonra siz onun ardından buzağıyı ilâh edinmiÅŸtiniz. (Kendinize böylece) zulmediyordunuz” (el-Bakara, 2/51).

“Andolsun Musa, size açık delillerle gelmiÅŸti. Sonra onun ardından tuttunuz buzağıya taptınız. Söz öyle zalimlersiniz iÅŸte!” (el-Bakara, 2/92).

Kur’ân’da, Allah’ın âyetlerini inkâr etmek ve Allah’ın daha önce indirdiÄŸi vahiyleri deÄŸiÅŸtirmek de zulüm olarak haber verilmiÅŸtir:

Ayetlerimizi yalanlayanlar ve kendilerine de zulmeden topluluÄŸun durumu ne kötüdür!” (el-A’raf, 7/177).

“Içlerinden zulmedenler, (söylediÄŸimiz) sözü, kendilerine söylenmeyen bir sözle deÄŸiÅŸtirdiler. Biz de haksızlık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten bir azab gönderdik” (el-A’raf, 7/162).

Âyetlerimiz hakkında (münasebetsizliÄŸe) dalanları gördüğün zaman, onlar baÅŸka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. EÄŸer ÅŸeytan sana (bunu) unutturursa, hatırladıktan sonra (hemen kalk), zalimler topluluÄŸuyla oturma!” (el-En’âm, 6/68).

Peygamberliğe ve peygamberlere inanmamak da zulümdür:

“Şüphesiz ki, onlara kendilerinden bir elçi geldi. Onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken, azab onları yakalayıverdi” (en-Nahl, 16/113).

“Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında gizli konuÅŸurlarken de o zalimlerin:

“Siz büyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasına uymuyorsunuz!” dediklerini gayet iyi biliyoruz” (el-Isrâ, 17/47).

“Nuh kavmini de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boÄŸduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık” (el Furkan, 25/37).

Allah’ın varlığına, birliÄŸine, gerektiÄŸi gibi sıfatlarına ve diÄŸer imân esaslarına inanma hususunda Allah’ın emirlerine ters hareket eden insanlarını zulüm içinde bulunduklarını, küfre girdiklerini gösteren daha çok âyet ve hadisler vardır.

2- Insanlar arasındaki zulüm. Bu da, insanların kendi hemcinslerine karşı iÅŸledikleri suçlar, günahlar ve haksızlıklardır. BilindiÄŸi gibi zulüm kavramı, Kur’ân’da çok geniÅŸ bir kullanım alanına sahiptir. Insanla insan arasındaki zulüm de, bu geniÅŸ alanda büyük bir yere sahip bulunmaktadır. Zaten zulüm denince ilk olarak akla insanların birbirlerine karşı olan hareketlerindeki yanlış, kötü ve zararlı davranışları zulüm olarak tanıtılmış, bunların iÅŸlenmemesi istenmiÅŸ ve iÅŸleyenler tenkid edilmiÅŸtir. Bu çirkin hareketlerden bazılarını ve onların olumsuzluÄŸunu bildiren âyet meallerinden bir kısmı şöyledir:

Adam öldürmek: “Onlara, Adem’in iki oÄŸlunun haberini gerçek olarak oku: Hani birer kurban takdim etmiÅŸlerdi de birisinden kabul edilmiÅŸ, diÄŸerinden ise kabul edilmemiÅŸti. (Kurban kabul edilmeyen kardeÅŸ, kıskançlık yüzünden); “Ând olsun seni öldüreceÄŸim” dedi. DiÄŸeri de, Âllah ancak sakınanlardan kabul eder. Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile), ben sana öldürmek için el uzatacak deÄŸilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki sen, hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateÅŸe atılacaklardan olasın. Zalimlerin cezası iÅŸte budur” dedi (el-Mâide, 5/27, 28, 29).

Hırsızlılık yapmak: “Onun (hırsızlık yapmanın) cezası, kayıp eÅŸya, yükünde bulunan kimseye verilir. IÅŸte ona el koymak, onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız, dediler” (Yûsuf, 12/75).

Erkeklerin erkeklerle temasta bulunması (homoseksüellik) ve yol kesip kötülükte bulunmak: Lût’u da (gönderdik), kavmine dedi ki: “Siz, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir fuhÅŸa gidiyorsunuz. Siz (kadınları bırakıp) erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz ve toplantılarınızda edepsizce ÅŸeyler yapıyorsunuz ha?” Kavminin cevabı, sadece; “EÄŸer doÄŸrulardan isen, haydi Allah’ın azabını getir!.. ” demeleri oldu. (Lût): “Rabb’im, ÅŸu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi” (el-Ankebût, 29, 30).

Zina yapmak: “Yûsuf’un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip Haydi gelsene. !” dedi. (Yusuf); Allah’a sığınırım. Efendim bana güzel baktı (Ben nasıl onun iyıliÄŸine karşı hıyânet ederim.) Zalimler iflâh olmazlar, dedi” (Yusuf, 12/23).

Suçlu insanları bırakıp suçsuzları cezalandırmak: Dediler ki: “Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduÄŸuna çok üzülür). Onun yerine (bizden) birimizi al. Zira biz seni iyilik edenlerden görüyoruz” (vezir): “EÅŸyamızı yanında bulduÄŸumuz kimseden baÅŸkasını almaktan Allah’a sığınırız. Yoksa biz zulmedenlerden oluruz dedi” (Yûsuf, 12/78, 79).

Allah’ın indirdiÄŸi ahkâm ile hükmetmemek: “Ve kim Allah’ın indirdiÄŸiyle hükmetmezse, iÅŸte zalimler onlardır” (el-Mâide, 5/45).

Bundan önceki âyette de Yüce Allah, Allah’ın indirdiÄŸi ile hükmetmeyenlerin kâfirler olduÄŸunu bildirmiÅŸtir: Kim Allah’ın indirdiÄŸiyle hükmetmezse, iÅŸte kâfirler onlardır” (el-Mâide, 5/44).

Hz. Muhammed (s.a.s) de, insanın insana zulmetmesini yasaklamış ve Islâm dininde zulmün yerinin olmadığım belirtmiÅŸtir. Mazlumun duasından sakınınız. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur” (Buharî, Cihâd, 180) diyerek, zulmün ne kadar kötü ve zararlı bir ÅŸey olduÄŸuna iÅŸaret etmiÅŸtir. Rasûlüllah (s.a.s) veda hutbesinde sık sık zulümden sakınmayı emretmiÅŸtir (Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi’l-Arab, Mısır 1962, I, 155 vd).

DiÄŸer bir hadiste de; Müslüman, diÄŸer müslümanların onun elinden ve dilinden emin oldukları kimsedir” (Buharî, Imân, 4, 5; Rikâk, 26; Müslim, Imân, 64, 65; Ebû Dâvud, Cihâd, 3; Tirmizî, Kıyâme, 53, Imân,13) diyerek zulmün nasıl bir afet olduÄŸunu ifade etmiÅŸtir.

Zulmün âhiretteki azabını bildiren bir hadis de şöyledir:

“Zulümden sakınınız. Zira zulüm, kıyâmet günü (sahibini saran) karanlıklar (olacak)dır” (Buhârî, Mezâlim, 8; Tirmizi, Birr, 83).

Ebû Musa (r.a)’dan nakledildiÄŸine göre, Hz. Muhammed (s.a.s); Âllah, zalıme (bir müddet) mühlet verir. Onu bir defa yakaladığı vakit de, felâh vermez” Ondan sonra da: “IÅŸte Rabb’in, zulmeden ÅŸehirlerin (halkını) yakaladığı zaman, böyle yakalar. Çünkü O’nun yakalaması çok acı ve çok çetindir” (Hud,11/102) (meâlindeki) âyeti okunmuÅŸtur (Buhârî, Tefsir sre 11, 5; Müslim, Birr, 62; Ibn Mâce, Fiten, 22).

Bir de Rasûlüllah (s.a.s) dünya hayatında insanlara zulmetmenin, ahirette, zulmeden kiÅŸiyi iflasa götüreceÄŸini bildirmiÅŸtir. Ebû Hureyre (r.a)’ın naklettiÄŸine göre, (bir gün); Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sormuÅŸtur. (Hazır bulunan) ashâb: “Müflis bizim aramızda, parası olmayan ve malı bulunmayandır” deyince, o şöyle devam etmiÅŸtir: “Ümmetimden müflis, kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevabı ile, (ve amel defterine) ÅŸuna sövdü, buna zina iftirası yaptı, ÅŸunun malınıyedi, bunun kanını döktü, ÅŸunu dövdü (diye yazılmış olarak) gelen kimsedir. Onun hasenatının sevâbından (hak sahibi olan) ÅŸuna, buna verilir. EÄŸer üzerindeki borç ödenmeden önce ibâdet ve iyiliklerinin sevabı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir. Sonra (onların günahları ile birlikte) cehenneme atılır” (Müslim, Birr, 60; Ahmed b. Hanbel, II, 303, 324, 372).

3- Zulmün bir çeşidi de, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bu hususta da çeşitli âyetler vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

“Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izniyle itâat edilmekten baÅŸka bir amaçla göndermedik. EÄŸer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah’tan günahlarını bağışlamasını isteseler ve Rasûl de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı” (en-Nisâ, 4/64).

“(Inkâr edenler), ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabb’inin (azab) emrının gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı” (en-Nahl, 16/33).

“Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah’ın izniyle hayırda öne geçendir. IÅŸte büyük lütuf budur” (Fâtır, 35/32).

Yukarıda sayılan çeÅŸitlerden hangisi olursa olsun, zulüm, yaratılış düzeninde bozukluk ve sapmalara sebep olmaktadır. Insanın dışındaki bütün varlıklar, yaratılış düzenini bozmamakta, nasıl yaratılmışlarsa, öyle hareket etmektedirler. Allah’ın emir ve yasaklarını dinlemeyen, zulüm yollarına düşen insanlar ise, insanın yaratılış gayeÅŸinin dışına çıkmaktadırlar. Bu halleriyle de, varlıklar arasında en büyük zalimlerden olma durumuna düşmektedirler. Onun için Allah ve Râsulü genel olarak zulmü yasaklamışlardır. Bir de, bütün peygamberler insanları Allah’a inanmaya ve O’nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeye çağırmışlardır. Bu davete kulak vererek imâna gelen ve ibadete sarılanlar huzur, saadet, mutluluk ve baÅŸarı elde etmiÅŸlerdir. Bu davete kulak vermeyerek peygamberlerin yoluna muhâlefet edenler ise, zalimlerden olmuÅŸlar ve baÅŸlarına büyük musibetler gelmiÅŸtir. Kur’ân’da, peygamberlerin emrini dinlemeyen nice toplulukların başına gelen felâket ve musibetler haber vermiÅŸtir. Bu bilgiler, zulüm iÅŸleyen zalimlerin sonu açısından son derece ibret vericidir.
 

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ