Peygamberimizde Görülen Olgunluk Ve Güzellikler
Posted on Mart 5th, 2008 in Peygamberimiz , , , arabistan, deccal, doğum haftası, hac, halifeler, hz adem, hz davut, hz isa resimleri hz ibrahim, hz muhammed, hz musa, hz.muhammed, hz.muhammed ahlakı hz.muhammed resimleri, hz.muhammed ailesi, hz.muhammed şiir, incil, Kur'an, kutlu, kutlu doğum haftası peygamberlerin hayatı, mekke canlı yayın, mekke harita, mekke mekke dönemi, mekke şehri, mekke video, mekke videoları, peygamber, peygamber efendimizin hayatı, peygamber gülleri, peygamber gülleri indir, peygamber gülleri mp3, peygamber hayati, peygamber isimleri, peygamber nedir, peygamberimiz hz muhammed, peygamberimiz şiir, peygamberimizin ahlakı, peygamberimizin ahlakı hz.muhammedin hayatı, peygamberimizin çocukluğu, peygamberimizin doğumu, peygamberimizin hayatı, peygamberimizin hayatının özeti, peygamberimizin kısaca hayatı, peygamberimizin ölümü, peygamberimizle ilgili şiirler, peygamberler, peygamberlerimiz, peygamberlerin isimleri, peygamberlerin mucizeleri, peygamberlerin nitelikleri, sahabeler peygamberler, son peygamber, son peygamber çizgi film, son peygamber hz muhammed, son peygamberin hayatı
Peygamberimizde Görülen Olgunluk Ve Güzellikler
BilindiÄŸi gibi, insanlara ait olgunluk halleri baÅŸlıca iki kısımdır. Bir kısmı (insanın iradesine baÄŸlı olmayı insanın doÄŸuÅŸtan sahib olduÄŸu kemallerdir! Asalet, güzel biçim, akıl ve zekâ üstünlükleri gibi… DiÄŸer kısmı da, insanların tamamen istekleri ve çalışıp kazanmaları ile elde edilen kemallerdir. İlim ve irfan sahibi olmak, doÄŸruluk, emanet, tevazu, zühd ve takva gibi güzel huylar edinmek bu kısımdandır.
Bu iki kısım kemallerden yalnız biri veya birkaçı bir insanda bulunursa, ona büyük bir ÅŸeref verir, onun için bir öğünme sebebi olur. Ya bu kemallerin hepsi bir insanda toplanırsa, artık onun ne kadar büyük bir ÅŸerefe ve yüksek bir mertebeye ulaÅŸmış olduÄŸunu düşünmelidir. İşte Hazret-i Peygamber Efendimizde bu iki kısım kemallerin tümü ve güzelliklerin hepsi pek yüksek bir ÅŸekilde toplanmıştır. Bunlardan baÅŸka Peygamberlik ÅŸerefine de kavuÅŸmuÅŸtur. O’nun çok yüksek güzel huylarından bazılarını kısaca anlatacağız:
Hazret-i Peygamber’in Asaleti:
BilindiÄŸi gibi Peygamber Efendimiz KureyÅŸ kabilesinden ve HaÅŸim ailesinden gelmiÅŸtir. Kureyşîler ise, Hazret-i İsmail’in soyundan bulundukları için pek büyük bir asalet ve ÅŸeref sahibidirler. Bununla beraber, öteden beri en kutsal bir mabed olan Kabe’nin hizmet ve idare iÅŸlerini yürütüyorlardı. Daima baÅŸkanlık görevinde bulunmuÅŸlardır. İşte Peygamber Efendimiz böyle ÅŸerefli bir kavme ve seçkin bir aileye baÄŸlı idi. Bu baÄŸlılık da, O’nun baÅŸarısına yardım etmiÅŸtir.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Åžekil GüzelliÄŸi:
Hazret-i Peygamber bütün yaratılışların en güzeli idi. Azalaranın hepsi birbirine uygundu. Kıyafetinde aşırılık yoktu, yakışıklı idi. Mübarek vücudu güçlü ve kuvvetli idi. Ne zayıf, ne de semizdi; orta halde idi, etleri sıkıca idi. Nurlu cildi ipekten yumuÅŸaktı. Lâtif cisminin kokusu çok hoÅŸ idi. OkÅŸadığı ÅŸeylerden günlerce güzel kokular alınırdı. Pak vücudu beyazdı, nurlu idi. Bu beyazlık içinde hoÅŸ bir pembelik parıldardı. Pek sevimli olan mübarek boyu, ne kısa ve ne de uzundu. Bununla beraber yanında bulunanlardan daima uzun görünürdü. Göğsü berrak ve mübarek omuzlarının arası geniÅŸti. Nurlu omuzlarının arasında güvercin yumurtası gibi bir kırmızı ben vardı ki, bu “Nübüvvet Mühürü” idi.
Parmakları uzunca, bilekleri kalınca idi. Mübarek başı uyumlu ve çok güzel bir ölçüde büyükçe idi. Ön dişleri seyrekçe idi. Söz söyledikçe inci danelerinden daha berrak olan dişlerinin parıltısı görülürdü. Parlak alnı genişti. Hilâl kaşları uzunca idi. Kaşlarının arası açıkça idi. İki kaşının arasında öfkelendiği zaman, kabarıp beliren bir damar vardı. Letafet nişanı olan kirpikleri, uzun ve siyahdı. Mübarek sakalı sıkça idi, bir tutam boyunda bulunurdu. Ahirete göçmeleri sırasında mübarek başının ve sakalının beyaz kıllarının sayısı henüz yirmi kadardı. Sünbüllerden daha zarif ve daha hoş kokulu bulunan saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düzdü ve boyca kulak yumuşaklarını geçmezdi.
Hazret-i Enes (radıyallahu anh) demiştir ki:
- “Ben Allah’ın Resulünden daha güzel bir kimse görmedim. Mübarek yüzünde sanki güneÅŸin nurları parlardı. O güzel yüzünde parlayan letafet nurları, gülümsedikçe lâtif diÅŸlerinden saçılan berraklık parıltıları, karşısında bulunan duvarlara yansırdı.”
Evet… Peygamber Efendimizin bütün azaları, bütün duyuları ve kuvvetleri pek mükemmeldi. BaÅŸkalarının göremeyecekleri ve duyamayacakları kadar uzak yerlerde bulunan ÅŸeyleri görür, sesleri de iÅŸitirdi. Pek vakarlı olan yürüyüşü, yokuÅŸtan aÅŸağı iner gibi hızlıca idi. Onda her yönden bir mükemmellik ve üstünlük görünürdü. O’nu ilk gören kimse, muhabbet içinde kalırdı. O’nunla görüşüp konuÅŸmak ÅŸerefine kavuÅŸan kimse, O’na karşı derin bir sevgi duyardı. Onun yüksek hallerini görüp anlatanlar, O’nun bir dengini ne daha önce, ne de sonra görmediklerini itiraf ederlerdi. Sonuç olarak: O, bir letafet ve mükemmeliyet mucizesi idi. Sallallahu aleyhi ve Sellem.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Pek Yüksek Akıl ve Zekâsı:
Peygamber Efendimizin mübarek akıl ve zekâsı, her türlü düşüncenin üstündedir. O’nun pek yüksek aklı ve zekâsı yanında, en büyük dahilerin ve en parlak fikir adamlarının akıl ve dehaları pek sönük kalırdı. Bu gerçeÄŸe, O’nun büyük hayatı pek güzel ÅŸahiddir. Arab Yarımadasının peygamberlik döneminden önceki durumu ile, peygamberlik döneminden sonraki durumunu düşünmek yeterlidir. Yüce Allah’ın o büyük ve son peygamberi kadar insanların ruhî hallerini anlamış, insanları güzel bir siyasetle idare etmiÅŸ, İnsanları doÄŸru yola getirip hallerini düzeltmeyi baÅŸarmış, bu konularda gereken esasları hazırlamış bir akıl ve hikmet sahibi gösterilemez.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Fesahat ve Belâgatı:
Hazret-i Peygamber Efendimiz yaratılışça pek fasih (açık ifadeli) idi. Yüksek maksatlarını açıkça ve parlak bir ÅŸekilde söylerdi. Huzurlarına gelen elçilerin konuÅŸmalarına pek açık bir ÅŸekilde karşılık verirdi. O’nun mübarek sözleri arasında birçok manaları toplayan öyle yüksek parçalar vardır ki, onlara “Cevami’ül-Kelim” denir. Yine O’nun mübarek sözleri arasında öyle güzel ve hikmet dolu parçalar vardır ki, bunlara “Bedayi’ül-Hikem” denilir. Biz bunların bir kısmını ahlâk bölümünde yazmış bulunuyoruz. Åžu anlamdaki hadîs-i ÅŸerîfler, bu ahlâk ve hikmet esaslarından bazısıdır:
“Hikmetin başı Allah korkusudur.”
“İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir.”
“İnsanlar, tarak diÅŸleri gibi, hukuk bakımından eÅŸittirler.”
“Kendi deÄŸerini bilen kiÅŸi helak olmaz.”
“Kendisi için istediÄŸini senin için de istemeyen kimsenin dostluÄŸunda hayır yoktur.”
“Kendisi için sevdiÄŸini, kardeÅŸi için de sevmedikçe, kiÅŸinin imânı kâmil olmaz.”
“Yalan yere yemin etmek yurdları harabeye çevirir.”
“Emaneti, sana güvenen kimseye teslim et; sana hıyanet edene sen hıyanet etme.”
“Eski dostluÄŸu devam ettirmek, imandandır.”
“Alış-veriÅŸinde en çok ziyan eden o kimsedir ki, baÅŸkasının dünyası uÄŸrunda, kendi âhiretini yitirir.”
“KardeÅŸinin uÄŸradığı musibetten dolayı sen sevinç gösterme; yoksa Yüce Allah onu kurtarır da seni musibete düşürür.”
“Cezası en çabuk verilen ÅŸey, zulümdür.”
“İnsanlara kendini sevdirmek aklın yarısıdır.”
“Kanaat tükenmez bir hazinedir.”
“PiÅŸmanlık bir tevbedir…”
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Mübarek Ahlâkı:
Hazret-i Peygamberin ahlâkı, tamamen Kur’ân-ı Kerîm’e uygundu. Kur’ân-ı Kerîm’in gösterdiÄŸi güzel huyların hepsini kendisinde toplamıştı. O’nun kadar güzel ahlâka sahib bir kimse görülmemiÅŸtir.
Onun içindir ki, hakkında Kur’ân âyeti ile:
“Şüphe yok ki sen, pek büyük ahlâk üzere yaratılmış bulunuyorsun,” buyurulmuÅŸtur.
Bir hadîs-i şerîfde de buyurmuştur:
“Ben, ahlâk güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”
Gerçekten Peygamber Efendimiz, ahlâkın en güzel ve en iyi hallerini kendinde toplamış, bunları ümmetine de öğütlemiş ve kendisine uyanları melekler derecesine yükseltmiştir.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Pek Yüksek İlim ve İrfanı:
Hazret-i Peygamber, Yüce Allah’ın vahy ve ilhamı ile pek büyük gerçeklere ve ilme ulaÅŸmıştı. Hiç kimse ilim ve irfan bakımından O’nun derecesine yetiÅŸmemiÅŸtir, yetiÅŸemez de… Semavî kitablardaki ÅŸeriatların hükümlerine, geçmiÅŸ ümmetlerin tarihine, her kavmin siyaset ve idare hallerine, harb fenlerine ve daha birçok yüksek ilimlere sahib bulunuyordu. Meydana getirdiÄŸi dinî müessesenin büyüklüğü buna ÅŸahiddir. Kendisi hiç bir medrese ve hoca görmemiÅŸ, okuyup yazma öğrenmemiÅŸ (bir ümmî) idi. Böyle olduÄŸunu bütün kavmi ve kabilesi biliyordu. İşte O’nun bu üstün hali bir mucize idi. Artık O’nun, Allah’ın vahyine kavuÅŸtuÄŸundan ve büyük bir peygamber olduÄŸundan nasıl şübhe edilebilir?
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Üstün Nezafeti:
Peygamber Efendimiz nezafete ve temizliÄŸe çok önem verirdi. O’nun beden bakımından temizliÄŸi çok üstün olduÄŸu gibi, hal ve gidiÅŸat bakımından da nezafetleri her türlü düşüncenin üstündeydi. Öyle ki, bir hadîs-i ÅŸeriflerinde şöyle buyurmuÅŸlardır: “Nezafete fazlasıyla önem veriniz. Allah İslâm dinini nezafet üzerine bina etmiÅŸtir. Cennete ancak nezafeti olanlar girecektir.”
Mübarek vücudlarının çok güzel bir rayihası vardı. Bu hoş rayiha, yaratılışında vardı. Bununla beraber hoş koku da kullanırdı.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Çok Büyük CömertliÄŸi:
Peygamber Efendimiz, son derece cömert ve mükrim idi. Hiç bir dilenciye “Yok” diyerek cevab vermezdi. EÄŸer yanlarında verilecek bir ÅŸey bulunmazsa, ya ashabından ödünç alarak verir yahut yarın gel, gibi bir ÅŸey söylerdi.
Huneyn savaşında ganimet mallarından bir vadide toplanmış olan develer için, Safvan İbni Umeyye: “Ne iyi develer!” demekle, Peygamber Efendimiz: “Öyle ise, onlar senin olsun,” deyip bu yüz deveyi Safvan’a bağışlamıştı. Safvan bu ikramı görünce: “Bu kadar cömertlik ancak peygamberlerde bulunur,” diyerek hemen müslüman olmuÅŸtur. Oysa ki, müslüman olmak için evvelce dört ay süre almış bulunuyordu.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in EÅŸsiz Cesareti:
Peygamber Efendimiz, son derece yüksek bir cesarete, kuvvet ve kahramanlığa sahib idi. Birçok savaşlarda nice zırh giymiş kahramanlar kaçmaya mecbur kaldıklarını gördükleri halde o sebat etmiştir. Uhud ve Huneyn savaşlarında gösterdiği metinlik ve cesaret, her türlü düşüncenin üstündedir.
Bir gece Medine dışından korkunç bir gürültü iÅŸitilmiÅŸti. Düşman tarafından bir baskın olduÄŸu sanılmıştı. Herkesten önce Hazret-i Peygamber kılıcını kuÅŸanarak gürültü tarafına koÅŸmuÅŸ ve baÅŸkaları daha yeni hazırlanırken kendisi geri dönerek: “Korkacak bir ÅŸey yok!” diye halkı sükûnete kavuÅŸturmuÅŸtu. Hazret-i Ali der ki: “SavaÅŸlarda Hazret-i Peygamber kadar düşmana yaklaÅŸan bir kimse bulunmazdı. Birçok kez, savaÅŸ kızışıp başımız dara düşünce, Hazret-i Peygambere sığınırdık.”
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in YumuÅŸak Huyu, Bağışlaması ve Keremi:
Peygamber Efendimiz son derece yumuşak huylu, bağışlayıcı ve mükrim idi. Öfkelenecek yerlerde sükûnetini korur, mübarek hayatına kasdedenleri bile bağışlardı. Uhud savaşında mübarek bir dişi şehid edilmiş, lâtif çehresi kanlar içinde kalmış olduğu halde, yine düşmanlarına bedduada bulunmamış:
Ya Rabbi! Kavmime hidayet et; çünkü onlar bilmiyorlar,” diye yalvarmıştı.
— Niçin bunların aleyhine dua etmiyorsun? diyenlere de:
“Ben lânetleyici olarak gönderilmedim; insanları hak yoluna ve Allah’ın rahmetine çağırmak için gönderildim,” diye cevab vermiÅŸti.
Mekke-i Mükerreme’yi fethettikleri gün, KureyÅŸ hakkında uygulanan lütuf ve ikram, Hazret-i Peygamber’in ne derece büyük bir ihsan sahibi olduÄŸuna ÅŸahiddir.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Yüksek Hayası:
Peygamber Efendimiz, gerek yaratılış ve gerek dinî haya bakımından da bütün insanların üstünde idi. Kendisinde bulunan hayanın kemalinden dolayı hiç kimsenin sözünü kesmez, yüzüne uzun boylu bakmazdı. Utanılacak veya çirkin görülecek ÅŸeyleri açıkça söylemeyip kapalı bir ÅŸekilde anlatırdı. HoÅŸuna gitmeyen bir sözün bir kimseden çıktığını iÅŸitince: “Falan kimse, neden böyle yaptı?” demezdi; “Bazı kimseler neden böyle yapıyormuÅŸ?” demekle yetinirdi.
Ashabdan biri, pek ziyade utangaç olduÄŸundan bazı arkadaÅŸları ayıplamak istemiÅŸlerdi. Hazret-i Peygamber bunu duyunca: “Onu kendi haline bırakın; çünkü haya (utanma) imandandır,” buyurmuÅŸ.
DiÄŸer hir hadîs-i ÅŸerîfde de: “Haya (utanma) insan için bir süsdür” buyurulmuÅŸtur.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Emsalsiz Vefası:
Peygamber Efendimiz son derece vefekâr idi. Ashabını, akrabasını, ehl-i beytine baÄŸlı olanları unutmaz, daima onları arar ve sorar, gönüllerini hoÅŸ tutardı. Bir defa HabeÅŸ Hükümdarı Necaşî tarafından Hazret-i Peygamber’in huzuruna elçiler gelmiÅŸti. Bunlara doÄŸrudan doÄŸruya kendisi hizmet etti. Ashabdan bazıları: “Ya Resûlallah! Biz hizmete yetiÅŸiriz.” dediler. Åžu cevabı verdi:
“Bunlar, HabeÅŸiÅŸtana hicret etmiÅŸ olan ashabına yer göstermiÅŸler ve ikram etmiÅŸlerdi. Åžimdi ben de bunlara hizmet etmek isterim.”
Bazan saadetli evlerine hediye gelince: “Bunu falan hanımın evine götürün; çünkü o, Hatice’nin dostu idi, onu severdi,” diye emreder, rahmetli zevcesinin hakkını gözetirdi.
Bir defa saadetli evlerine gelen bir hanımın hatırını tam bir iltifatla sormuÅŸ sonra buyurmuÅŸtu ki: “Bu hanım Hatice zamanında evimize gelir giderdi. Eski baÄŸlara riayet etmek imandandır.”
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Åžefkat ve Merhameti:
Peygamber Efendimiz, ümmeti hakkında son derece şefkatli ve merhametli idi. Ümmeti hakkında daima kolaylık tarafını seçerdi. Namazda iken bir çocuğun ağladığını işitse, ona acıyarak namazını hafifçe kılar, çocuğun sesini durdurmak isterdi. Hele hakdan kaçınanların hallerine pek acı duyar iyi hale kavuşmalarına dua ederdi. O büyük peygamberin, O kutsal varlığın merhameti yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, ekinlere de şamil idi.
Mu’te savaşında bulunacak olan İslâm ordusuna hitaben ÅŸu anlamda öğütler vermiÅŸti: “Yüce Allah’ın adına sığınarak onun ve sizin düşmanlarınızla savaşınız. Fakat gideceÄŸiniz yerlerde dünyadan çekilmiÅŸ rahibler göreceksiniz. Onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara ÅŸefkatle muamele ediniz, hurma aÄŸaçlarını kesmeyiniz, evlerini yıkmayınız.”
Hicretin onuncu yılı idi, muhterem oÄŸlu Hazret-i İbrahim, henüz on altı aylık bir masum olduÄŸu halde vefat etmiÅŸ, kızı Fatımetü’z-Zehra’dan baÅŸka evlâdı kalmamıştı. Bir gül goncası gibi açılmadan solan o masumun haline acıyarak aÄŸlamış, mübarek gözlerinden ÅŸebnem gibi yaÅŸlar dökülmüştü. Orada bulunan İbni Avf: “Ya Resûlallah! Sen de mi aÄŸlıyorsun?” demekle Hazret-i Peygamber Efendimiz: “Gözümüz aÄŸlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat bizden Allah rızasına aykırı bir söz çıkmaz,” diyerek ruhundaki yüksek duyguyu göstermiÅŸtir.
Sonuç: O Yüce Peyamber’in kutsal vücudu, bütün kâinat için bir İlâhî rahmet timsalidir. Bunun içindir ki. hakkında:
“Biz seni âlemlere bir rahmet olarak gönderdik,” âyet-i kerîmesi nazil olmuÅŸtur.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Güzel Geçinmesi:
Peygamber Efendimiz, insanlarla geçinme hususunda da insanların en iyisi idi. Herkesle güzel görüşür, daima güler-yüzlü bulunurdu. Sohbet esnasında kimsenin sözünü kesmezdi. Ancak yersiz bir söz olması hali müstesna. Her kavmin büyüklerine daime ikram eder, onları kendi kabilelerinin reisliÄŸine tayin buyururdu. Yapılan davetlere icabet eder, verilen hediyeleri kabul buyurur, karşılığında da hediyeler verirdi. Dine aykırı olmayan iÅŸlerde insanlara aykırı davranışta bulunmazdı. HoÅŸuna gitmeyen bir ÅŸey görünce, görmemezlikten gelirdi. Ancak günahı gerektiren ÅŸeylerde böyle davranmaz, iÅŸi düzeltirdi. Hele ashabı hakkında pek okÅŸayıcı idi. Kendilerine rasgelince selâm verir, ellerini tutar ve müsafaha ederdi. İçlerinde görünmeyenleri araÅŸtırır, hasta olanları ziyarete gider ve gönüllerini hoÅŸlandırırdı. Hatta ashabı ile bazen latifeler de yapardı. Bununla beraber ÅŸakalarında da birer gerçek parlardı. Hazret-i Enes diyor ki: “Ben Hazret-i Peygamber’e on sene hizmet ettim. Hiç bir gün bana darılarak Öf demedi. Yaptığım hiç bir ÅŸey için neden yaptın, yapmadığım bir ÅŸey için de neden yapmadın, diye buyurmadı.”
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Yüksek Tevazuu:
Peygamber Efendimiz, yaratıkların en ÅŸereflisidir. O kadar yüksek mertebesiyle beraber pek ziyade mütevazi idi. Fakirleri ve zayıfları daima okÅŸar, misafirlerin altlarına kendi mübarek elbiselerini döşeyecek kadar ikramda bulunurdu. Bir meclise girince, nerede boÅŸ yer bulursa orada oturmak ister, bulunduÄŸu meclislerde elbisesini toplu tutup etrafa yaymazdı. Bununla beraber bulunduÄŸu meclislerde herkesden çok vakarını korurdu. Söze gerek görmedikçe susardı. Gülmek gerekince, tebessümle yetinirdi. Huzurlarında bulunanlar da son derece edebe riayet eder, baÅŸlarını aÅŸağıya eÄŸerlerdi. KonuÅŸurken seslerini yükseltmezlerdi. Gülmeleri de tebessümü aÅŸmazdı. Peygamber Efendimiz acizlere, yoksullara o kadar iltifat ve tevazu gösterdiÄŸi halde, kendileri ile görüşmelerde bulunduÄŸu hükümdarlara karşı asla tezellül (küçülme) göstermez. Risalet makamının ulviyetini korumadan hiç bir zaman geri durmazdı. Kayserlere, Kisralara gönderdiÄŸi mektublarında daima mübarek ismini önce belirtir, “Allah’ın kulu ve Peygamber’i Muhammed tarafından Rum büyüğü Hirakl’e” ÅŸeklinde yazdırırdı. Kendilerini hiç çekinmeden İslâm dinine davet ederdi. Kabul etmedikleri takdirde, azaba uÄŸrayacaklarını, saltanatlarının ellerinden çıkacağını kendilerine açıkça duyururdu.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Pek Nezih Zühd ve Takvası:
Peygamber Efendimiz, daima ibadetle meÅŸgul olur, Allah’ın rızası için ümmetinin hidayet ve mutluluÄŸuna çalışırdı. Hatta geceleri o kadar namaz kılardı ki, çokça ayakta durmaktan mübarek ayakları ÅŸiÅŸerdi. “Ya Resûlallah! Neden kendine bu kazar eziyet veriyorsun? Allah senin geçmiÅŸ ve gelecek günahlarını bağışlamış deÄŸil mi?” diyenlere:
“Ben Rabbımın çok şükreden kulu olmayayım mı?” diye cevab verirdi. Peygamber Efendimiz, dünyada bulundukça bu yoldan asla ayrılmadı. Hayatları boyunca, Arab yarımadası fethedildi, Medine’ye her taraftan ganimet malları gelmeye baÅŸladı. Hükümdarlar tarafından kıymetli hediyeler gönderildi. Dünya olanca varlığı ile ona yüz gösterdi, fakat O Yüce Peygamber, bunların hiç birine önem vermedi. Bütün bunları, fakirlere, gazilere, müslümanların yükselmelerine harcardı. Bir gün kendisine bir kese altın gelmiÅŸti. Onu ashabına dağıtmıştı. Saadet evlerinde yalnız altı altın kalmıştı. Gece uyumadı, kalkıp bunları da dağıttı. “Åžimdi rahat ettim” buyurdu. Hazret-i AiÅŸe validemiz diyor ki: “Resûlullah dünyadan göç ediÅŸlerine kadar arka arkaya üç gün doyacak ÅŸekilde yemek yememiÅŸti. Halbuki isteseydi, Yüce Allah ona hatır ve hayale gelmedik nimetler verirdi. Bazan bir ay kadar, biz peygamber zevcelerinin evlerimizde yemek piÅŸirmek için ocak yanmazdı. Yiyip içtiÄŸimiz, yalnız hurma ile sudan ibaret olurdu. Bazan peygamberin haline acır, aÄŸlardım. Bir gün: “Canım sana feda olsun, dünya dirliÄŸinden yeterince kabul buyursan olmaz mı” Buyurdular: “Ben nerede, dünya nerede! KardeÅŸlerim olan büyük peygamberler, bundan daha çetin hallere sabrettiler, öylece gidip Allah’a kavuÅŸtular. Yüce Allah da onlara büyük sevablar, makamlar verdi. Åžimdi ben geniÅŸ bir geçime kavuÅŸursam, Yüce Allah’dan utanırım. Benim derecemin onlarınkinden aÅŸağı kalmasından sıkılırım, benim en özlediÄŸim, o kardeÅŸlerime kavuÅŸmaktır.”
Mukaddes ve ÅŸanı büyük peygamberimiz bu mübarek sözlerinden sonra dünyada ancak bir ay daha yaÅŸamışlardı. Ahirete göç ettikleri zaman ailesine ne bir altın, ne bir deve veya bir koyun bırakmıştı. Geri bıraktığı ÅŸey, yalnız silâhları ile bindikleri katırdan ve gelirini bağışladığı ufak bir araziden ibaretti. İşte Hazret-i Peygamber Efendimiz bu kadar yüksek kalbe sahipti. Hak yolunda bu kadar samimi, bu kadar fedakârdı. O’nun yüksek maksadı, yalnız Allah’ına kulluk etmek, İslâm dinini yaymak, insanlan cehaletten kurtarmak, yeryüzünü insanlık ve medeniyet nurları içinde bırakmak idi.
[ Üste Çık ]
Hazret-i Peygamber’in Emsalsiz BaÅŸarıları:
Hazret-i Peygamber Efendimiz, sahip olduğu yüksek vasıf ve tecelliler sayesinde yayılmasına muvaffak olduğu yüksek ve İlâhî din doğrultusunda hedef edindiği pek mukaddes gayeye erdi. Dünya tarihinde hiç kimseye nasib olmayan pek büyük başarılara kavuştu.
Evet… O yüce Peygamber, Hak Teâlâ’nın kitabını, beÅŸeriyete maddî ve manevî mutluluk yollarını gösteren Kur’ân-ı Kerîm’i, o ebedî mucizeyi bütün insanlara tebliÄŸ etti. Bütün hükümleri akla, hikmete, ihtiyaca uygun ve her asrın ihtiyacına fazlasıyle yetecek ÅŸeriatı, İslâmiyeti yaymaÄŸa muvaffak oldu. Kendisine uyan insanları gerçek hürriyete kavuÅŸturdu. İnsanlar arasında bir eÅŸitlik kurdu. İnsanlık bakımından, hukuk bakımından, Yüce Allah’a kulluk bakımından insanlar arasında fark olmadığını ilân ederek zorbaların burunlarını kırdı. Hazret-i Peygamberin manevî huzurunda yerlere kapanarak kullukta bulunmak ÅŸerefinden bütün insanların aynı ÅŸekilde faydalanmaları gerektiÄŸini bildirdi. Gerçek münevverliÄŸin tam bir tevazu ile hakka boyun eÄŸmek ve ibadetten, fazilet ve nezahet dairesinde yaÅŸamaktan, diÄŸer insanlara karşı üstünlük iddiasında bulunmaksızın kulluk görevini herkesle beraber aynı ÅŸekilde yerine getirmeÄŸe çalışmaktan ibaret olduÄŸunu ilân etti. Ölümlü, maddî bilgilere ve servetlere güvenerek ona buna karşı cahilâane bir gurura uyanların, Yüce Allah’ın fakir ve zayıf kulları ile beraber bulunarak kulluk görevini aynı ÅŸekilde yerine getirmekten kaçınanların münevver deÄŸil, mana bakımından karanlıklar içinde kalmış zavallı kimseler olduÄŸunu açıkladı. Ruhlarında kabiliyet olan bahtiyar kimseler, onun bu yüksek beyanatını takdir ettiler, onun mutluluk hayatına can attılar, mutluluÄŸa erdiler.
Hazret-i Peygamber, daha ahiret âlemine göçmeden müslümanların sayısı bir milyonu geçmiÅŸ ve kendisi yüz yirmi bin müslüman ile “Hacc-ı Ekber” eylemiÅŸti. Bugünkü gün, yeryüzündeki müslümanların sayısı bir milyara yakın bulunmaktadır. Bu miktarın günden güne çoÄŸalacağı da pek umulmaktadır.
Sonuç olarak, O kutsal peygamberin mübarek ismi, bin dört yüz seneden beridir ki, daima milyonlarca dilleri süsleyip durmaktadır. Yaymış olduÄŸu kutsal İslâm dini de yüzlerce milyon insanın nezih ruhlarına hâkim bulunmaktadır. Artık çocukluk zamanları, meleklerin üstünde bir saflık ve nezahetle geçmiÅŸ, kırk yaÅŸlarından itibaren peygamberlik ve risalete ulaÅŸmakla cihanı karanlıktan aydınlığa çıkarmış, altmış üç senelik mübarek hayatları bütün ÅŸeref ve kutsallık parıltıları ile çevrilmiÅŸ olan O büyük ve O en son ÅŸerefli peygambere ümmet olduÄŸumuzdan dolayı ne kadar sevinsek, ne kadar ögünsek, Yüce Allah’a ne kadar şükretsek yine de azdır.
Ya İlâhî! Sen bizi, O kutsal peygamberin korumasından uzak düşürme. Sen O mübarek peygamberine ve diÄŸer aziz peygamberlerine ve hepsinin muhterem soyuna ve ashabına nihayetsiz salât ve selâm buyur, âmin…
Ey Âlemlerin Rabbi! Hamd sana mahsustur… [ Üste Çık ]
Â

Leave a Reply