26 - Åžuara Suresi
Posted on Şubat 15th, 2008 in Türkçe Kuran'ı Kerim , ayetler, bakara Suresi, canlı süreleri dinle, dinle süreleri canlı, dinle süreleri sesli dinle, dualar, Fatiha Suresi, Kur'an, namaz sureleri, sesli süre dinle, sesli süreleri dinle, Şuara Suresi, süre oku, sureler, sureler indir, sureler mp3, süreleri, süreleri sesli dinle, yasin suresi
26 - Åžuara Suresi
BismillahirrahmânirrahîmÂ
Â
Â
Â
   Â
Mekke döneminde inmiÅŸtir. 227 âyettir. Sûre, adını 224. âyette geçenÂ
Â
Â
Â
Â
1. Ta Sin Mim.    Â
Â
2. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.    Â
Â
3. Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye adetâ kendini helak edeceksin!    Â
Â
4. Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eÄŸmek zorunda kalırlar    Â
Â
5. Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.    Â
Â
6. Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri ÅŸeylerin haberleri baÅŸlarına gelecek.    Â
Â
7. Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.    Â
Â
8. Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoÄŸu inanmamaktadırlar.    Â
Â
9. Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.    Â
Â
10, 11. Hani Rabbin Mûsâ’ya, “Zalimler topluluÄŸuna, Firavun’un kavmine git! BaÅŸlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmiÅŸti.    Â
Â
12. Mûsâ şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”    Â
Â
13. “Göğsüm daralır. Akıcı konuÅŸamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).”    Â
Â
14. “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”    Â
Â
15. Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her ÅŸeyi) iÅŸitmekteyiz.”    Â
Â
16. “Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”,    Â
Â
17. “İsrailoÄŸullarını bizimle beraber gönder.”    Â
Â
18. Firavun şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”    Â
Â
19. “(Böyle iken) sen o yaptığın iÅŸi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”    Â
Â
20. Mûsâ şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiÅŸ bir halde iken (istemeyerek) yaptım.”    Â
Â
21. “Sizden korktuÄŸum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahÅŸetti de beni peygamberlerden kıldı.”    Â
Â
22. “Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoÄŸullarını köleleÅŸtirmen(in neticesi)dir.”    Â
Â
23. Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.    Â
Â
24. Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her ÅŸeyin Rabbidir. EÄŸer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”    Â
Â
25. Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) “dinlemez misiniz?” dedi.    Â
Â
26. Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiÅŸ atalarınızın da Rabbidir” dedi.    Â
Â
27. Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi.    Â
Â
28. Mûsâ, “O, doÄŸunun da batının da ve ikisi arasındaki her ÅŸeyin de Rabbidir. EÄŸer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi.    Â
Â
29. Firavun, “EÄŸer benden baÅŸka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”    Â
Â
30. Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiÅŸ olsam da mı?” dedi.    Â
Â
31. Firavun, “DoÄŸru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.    Â
Â
32. Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuÅŸ.    Â
Â
33. Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuÅŸ.    Â
Â
34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır” dedi.    Â
Â
35. “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”    Â
Â
36. Dediler ki: “Onu ve kardeÅŸini alıkoy.Åžehirlere de toplayıcı adamlar gönder.”    Â
Â
37. “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”    Â
Â
38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.    Â
Â
39. İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.    Â
Â
40. “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.)    Â
Â
41. Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “EÄŸer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?” dediler.    Â
Â
42. Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.    Â
Â
43. Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız ÅŸeyi atın” dedi.    Â
Â
44. Bunun üzerine onlar iplerini ve deÄŸneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceÄŸiz” dediler.    Â
Â
45. Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.    Â
Â
46. Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.    Â
Â
47. “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.    Â
Â
48. “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbi’ne.”    Â
Â
49. Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceÄŸim ve hepinizi asacağım” dedi.    Â
Â
50. Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceÄŸiz.”    Â
Â
51. “(Burada) ilk inananlar biz olduÄŸumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”    Â
Â
52. Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.    Â
Â
53. Firavun da ÅŸehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.    Â
Â
54. Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”    Â
Â
55. “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”    Â
Â
56. “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluÄŸuz.”    Â
Â
57, 58. Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar baÅŸlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.    Â
Â
59. İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoÄŸullarını mirasçı kıldık.    Â
Â
60. Firavun ve adamları gün doÄŸarken onları takibe koyuldular.    Â
Â
61. İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaÅŸları, “Eyvah yakalandık” dediler.    Â
Â
62. Mûsâ, “Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir” dedi.    Â
Â
63. Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir daÄŸ gibiydi.    Â
Â
64. Ötekileri de oraya yaklaÅŸtırdık.    Â
Â
65. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.    Â
Â
66. Sonra ötekileri suda boÄŸduk.    Â
Â
67. Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiÅŸ deÄŸillerdi.    Â
Â
68. Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.    Â
Â
69. Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.    Â
Â
70. Hani o babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demiÅŸti.    Â
Â
71. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaÄŸa devam edeceÄŸiz” demiÅŸlerdi.    Â
Â
72. İbrahim dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi iÅŸitiyorlar mı?”    Â
Â
73. “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”    Â
Â
74. “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.    Â
Â
75, 76. İbrahim şöyle dedi: “Sizin ve geçmiÅŸ atalarınızın taptığı ÅŸeyleri gördünüz mü?”    Â
Â
77. “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur.”    Â
Â
78. “O, beni yaratan ve bana doÄŸru yolu gösterendir.”    Â
Â
79. “O, bana yediren ve içirendir.”    Â
Â
80. “Hastalandığımda da O bana ÅŸifa verir.”    Â
Â
81. “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”    Â
Â
82. “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduÄŸumdur.”    Â
Â
83. “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahÅŸet ve beni salih kimseler arasına kat.”    Â
Â
84. “Sonra gelecekler arasında beni doÄŸrulukla anılanlardan kıl.”    Â
Â
85. “Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.”    Â
Â
86. “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu ÅŸaşıranlardandır.”    Â
Â
87. “(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!”    Â
Â
88. “O gün ki ne mal fayda verir ne oÄŸullar!”    Â
Â
89. “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen baÅŸka.”    Â
Â
90. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaÅŸtırılacak.    Â
Â
91, 92, 93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allahı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.    Â
Â
94, 95. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.    Â
Â
96. Orada onlar taptıklarıyla çekiÅŸerek şöyle derler:    Â
Â
97. “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymiÅŸiz.”    Â
Â
98. Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”    Â
Â
99. Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”    Â
Â
100. İşte bu yüzden bizim ÅŸefaatçilerimiz yok.”    Â
Â
101. “Candan bir dostumuz da yok.”    Â
Â
102. KeÅŸke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.    Â
Â
103. Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoÄŸu iman etmiÅŸ deÄŸillerdi.    Â
Â
104. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.    Â
Â
105. Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.    Â
Â
106. Hani kardeÅŸleri Nûh, onlara şöyle demiÅŸti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”    Â
Â
107. “Şüphesiz ben size gönderilmiÅŸ güvenilir bir peygamberim.”    Â
Â
108. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”    Â
Â
109. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    Â
Â
110. “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”    Â
Â
111. Dediler ki: “Sana hep aÅŸağılık kimseler uymuÅŸ iken, biz hiç sana inanır mıyız.”    Â
Â
112. Nûh şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”    Â
Â
113. “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”    Â
Â
114. “Ben inananları kovacak deÄŸilim.”    Â
Â
115. “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”    Â
Â
116. Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu iÅŸten) vazgeçmezsen mutlaka taÅŸlananlardan olacaksın!”    Â
Â
117. Nûh şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”    Â
Â
118. “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”    Â
Â
119. Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.    Â
Â
120. Sonra da geride kalanları suda boÄŸduk.    Â
Â
121. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoÄŸu ise iman etmiÅŸ deÄŸillerdir.    Â
Â
122. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.    Â
Â
123. Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.    Â
Â
124. Hani kardeÅŸleri Hûd, onlara şöyle demiÅŸti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”    Â
Â
125. “Şüphesiz ben, size gönderilmiÅŸ güvenilir bir peygamberim.”    Â
Â
126. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”    Â
Â
127. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    Â
Â
128. “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boÅŸ ÅŸeylerle eÄŸleniyor musunuz?”    Â
Â
129. “İçlerinde ebedi yaÅŸama ümidiyle saÄŸlam yapılar mı ediniyorsunuz?”    Â
Â
130. “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.”    Â
Â
131. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”    Â
Â
132, 133, 134. “BildiÄŸiniz her ÅŸeyi size veren, size hayvanlar, oÄŸullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”    Â
Â
135. “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”    Â
Â
136. Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”    Â
Â
137. “Bu, öncekilerin geleneklerinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.”    Â
Â
138. “Biz azaba uÄŸratılacak da deÄŸiliz.”    Â
Â
139. Böylece onlar Nûh’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoÄŸu ise iman etmiÅŸ deÄŸillerdir.    Â
Â
140. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.    Â
Â
141. Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.    Â
Â
142. Hani kardeÅŸleri Salih onlara şöyle demiÅŸti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”    Â
Â
143. “Ben size gönderilmiÅŸ güvenilir bir peygamberim.”    Â
Â
144. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”    Â
Â
145. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    Â
Â
146, 147, 148. “Siz buradaki bahçelerde, pınar baÅŸlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaÅŸmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”    Â
Â
149. “Bir de daÄŸlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”    Â
Â
150. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”    Â
Â
151, 152. “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aÅŸmışların emrine itaat etmeyin.”    Â
Â
153. Dediler ki: “Sen ancak büyülenmiÅŸlerdensin.”    Â
Â
154. “Sen de ancak bizim gibi bir beÅŸersin. EÄŸer doÄŸru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”    Â
Â
155. Salih, şöyle dedi: “İşte bir diÅŸi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”    Â
Â
156. “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”    Â
Â
157. Derken onu kestiler, fakat piÅŸman oldular.    Â
Â
158. Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoÄŸu ise iman etmiÅŸ deÄŸillerdir.    Â
Â
159. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.    Â
Â
160. Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.    Â
Â
161. Hani kardeÅŸleri Lût onlara şöyle demiÅŸti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”    Â
Â
162. “Şüphesiz ben size gönderilmiÅŸ güvenilir bir peygamberim.”    Â
Â
163. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”    Â
Â
164. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    Â
Â
165, 166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eÅŸlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aÅŸan bir topluluksunuz.”    Â
Â
167. Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (ÅŸehirden) çıkarılanlardan olacaksın!”    Â
Â
168. Lût şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin iÅŸe kızanlardanım.”    Â
Â
169. “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin iÅŸten kurtar.”    Â
Â
170, 171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaÅŸlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.    Â
Â
172. Sonra diÄŸerlerini helâk ettik.    Â
Â
173. Onların üzerine bir yaÄŸmur (gibi taÅŸ) yaÄŸdırdık. (BaÅŸlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yaÄŸmuru ne kadar da kötü idi!    Â
Â
174. Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoÄŸu ise iman etmiÅŸ deÄŸillerdir.    Â
Â
175. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.    Â
Â
176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.    Â
Â
177. Hani Åžuayb onlara şöyle demiÅŸti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”    Â
Â
178. “Şüphesiz ben size gönderilmiÅŸ güvenilir bir peygamberim.”    Â
Â
179. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.    Â
Â
180. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    Â
Â
181. Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”    Â
Â
182. “DoÄŸru terazi ile tartın.”    Â
Â
183. “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”    Â
Â
184. “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”    Â
Â
185. Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmiÅŸlerdensin.”    Â
Â
186. Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduÄŸunu sanıyoruz.”    Â
Â
187. “EÄŸer doÄŸru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”    Â
Â
188. Åžuayb, “Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.    Â
Â
189. Onlar Åžuayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.    Â
Â
190. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoÄŸu ise iman etmiÅŸ deÄŸillerdir.    Â
Â
191. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.    Â
Â
192. Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir.    Â
Â
193, 194, 195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiÅŸtir.    Â
Â
196. Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceÄŸi) öncekilerin kitaplarında da vardı.    Â
Â
197. İsrailoÄŸulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil deÄŸil midir?    Â
Â
198, 199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı.    Â
Â
200. İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalbine soktuk.    Â
Â
201, 202, 203. Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar.    Â
Â
204. Bizim azabımızın çabuklaÅŸmasını mı istiyorlar?    Â
Â
205. Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,    Â
Â
206. Sonra da kendilerine tehdit edildikleri ÅŸey gelse, (halleri nice olurdu?)Â Â Â Â Â
Â
207. (Dünyada) yararlandırıldıkları ÅŸeyler onlara fayda saÄŸlamazdı.    Â
Â
208. Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.    Â
Â
209. Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim deÄŸiliz.    Â
Â
210. O Kur’an’ı ÅŸeytanlar indirmemiÅŸtir.    Â
Â
211. Zaten bu onların harcı deÄŸildir, buna güçleri de yetmez.    Â
Â
212. Çünkü onlar (vahyi) iÅŸitmekten uzaklaÅŸtırılmışlardır.    Â
Â
213. Öyle ise sakın Allah ile beraber baÅŸka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uÄŸratılanlardan olursun!    Â
Â
214. (Önce) en yakın akrabanı uyar.    Â
Â
215. Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.    Â
Â
216. EÄŸer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız ÅŸeylerden uzağım” de.    Â
Â
217, 218, 219. Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaÅŸmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.    Â
Â
220. Şüphesiz O hakkıyla iÅŸitendir, hakkıyla bilendir.    Â
Â
221. Åžeytanların kime ineceÄŸini size haber vereyim mi?    Â
Â
222. Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.    Â
Â
223. Bunlar da ÅŸeytanlara kulak verirler. Onların çoÄŸu ise yalancıdır.    Â
Â
224. Åžairlere ise haddi aÅŸan azgınlar uyarlar.    Â
Â
225, 226. Görmez misin ki onlar, her vadide ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın dolaşırlar ve yapmadıkları ÅŸeyleri söylerler.    Â
Â
227. Ancak iman edip salih amel iÅŸleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uÄŸratıldıktan sonra öçlerini alanlar baÅŸka. Zulmedenler hangi akıbete uÄŸrayacaklarını göreceklerdir.

Leave a Reply